MÎR ALİ ŞÎR NEVÂÎ (1441-1501)

DOĞUMUNUN 580. YILI ANISINA

(9 ŞUBAT 1441- 9 ŞUBAT 2021)

 

 

ALİ ŞÎR NEVÂÎ (1441-1501)

HAYATI

Asıl adı Nizâmüddin Ali Şîr olan Nevâî, 9 Şubat 1441 (17 Ramazan 844) tarihinde Herat’ta doğdu. Uygur Türklerinden olup babası Gıyâsüddin Kiçkine Bahadır Bahşı, Horasan hâkimi Ebulkâsım Bâbur’un emrinde idi. Annesinin babası Ebu Said Çiçek ise Hüseyin Baykara’nın dedesi Baykara Mirza’nın beylerbeyi idi. 1447’de Şâhruh’un ölümüyle Herat’ta kargaşa çıkınca Kiçkine Bahadır, o sırada altı yaşında olan Ali Şîr’i yanına alarak Yezd üzerinden Irak’a gitti. Nevâî, bu yolculuk sırasında Temür’ün tarihçisi Zafernâme’nin müellifi Şerefeddin Ali Yezdî ile karşılaşmıştır. Ali Şîr, aralarında geçen konuşmayı daha sonra Mecâlisü’n-Nefâis’te anlatmıştır.

1452’de Ebulkasım Bâbur, Horasan hâkimi olunca ailesiyle birlikte tekrar Horasan’a döndü. Hüseyin Baykara’yı da himâye eden Bâbür Han, Ali Şîr’le olan münâsebetini babasının ölümünden sonra da kesmemiş, 1456’da Meşhed’e giderken hem Hüseyin Baykara’yı hem de Ali Şîr’i beraberinde götürmüştü. 1457’de Bâbür, Meşhed’de ölünce Hüseyin Baykara Merv’e geri döndü. Ali Şîr Meşhed’de kalarak burada tahsiline devam etti. Şeyh Kemal Tevbetî ile tanışarak onun öğrencisi oldu. Bâbür’ün ölümüyle hâmisiz kalan Ali Şîr, Timurluların kuşçu emirlerinden Seyyid Hasan Erdeşîr’den yardım ve ilgi gördü. 1464’te Meşhed’den Herat’a gelen Ali Şîr, burada Ebu Said Mirza’nın hizmetine girdi fakat daha sonra Semerkant’a giderek Hâce Fazlullah Ebû Leysî’nin hankâhında iki yıl ders gördü. 1469’da arkadaşı Hüseyin Baykara’nın Horasan’ı ele geçirip Timurluların tahtına geçmesine kadar Semerkant’ta kaldı.

Ebu Said Mirza’nın 1469’da Irak seferine çıkmasıyla Sultan Hüseyin Baykara Horasan’a yürüdü, bu haber üzerine babasının yokluğunda Semerkant’ı idare eden Ahmet Mirza da Horasan’a gitmek zorunda kaldı. Ahmed Mirza’nın ordusunda Ali Şîr de bulunuyordu. Ebu Said’in Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan tarafından öldürülmesiyle Sultan Hüseyin Baykara, Herat’ı alarak tahta çıktı. Ali Şîr daha sonra Herat’ta Baykara’nın hizmetine girdi. Herat’ın alınışından bir ay kadar sonra buraya gelen Ali Şîr, Sultan Hüseyin Baykara’ya ünlü “Hilâliye” kasidesini sundu. Bu tarihten sonra devlet işleriyle de ilgilenmeye başlayan Ali Şîr’in ilk görevi mühürdarlık oldu.

1472’de Sultan Hüseyin Baykara, Ali Şîr’i divan beyi tâyin etti. Bu görevi sırasında yolsuzluk ve adaletsizliklere karşı mücadele ederek haksızlıklara karşı çıktı. 1476’da Abdurrahman Molla Câmî ile tanışarak Nakşibendiliğe intisap etti. 1487-1488’de Esterabad’a vali olarak atandı. 1488’e kadar bu görevi sürdürdü ve sonra affını isteyerek Herat’a döndü. 1490’da divan beyliğini kendi isteğiyle bıraktı ve ölümüne kadar Hüseyin Baykara’nın sarayında sultana sadakatle hizmet etti.

31 Aralık 1500’de Hüseyin Baykara’nın Esterabad seferi dönüşünde onu karşılarken el öptüğü sırada kalp rahatsızlığı geçirmiş ve sultanın tahtırevanında Herat’a getirilmiştir. 3 Ocak 1501 (13 Cemâziyelâhir 906) tarihinde, 60 yaşında vefat etmiştir. Sarayın yakınındaki Kudsiyye Camisi’nin içinde bulunan türbeye defnedilmiştir.

EDEBÎ KİŞİLİĞİ

Sadece Çağatay edebiyatının değil bütün Türk edebiyatının en büyük şâirlerinden olan Ali Şir, Türkçe şiirlerinde “Nevâî” Farsça şiirlerinde “Fânî” mahlasını kullanmıştır.

Orta Asya Türk dili ve edebiyatının gelişmesinde müstesna bir yere sahip olan Nevâî’nin tarih, mesnevî, tezkîre, dil, musikî ve aruz gibi tür ve konularda otuz civarında manzum ve mensur eseri vardır.

İran’ın büyük mutasavvıflarından Abdurrahman Molla Câmî, Feridüddin Attâr, Hüsrev-i Dihlevî ve Nizâmî ona tesir eden belli başlı şâirler arasındadır. Nevâî, bu şâirlerin etkisinde kalsa da hiçbir zaman mukallit olmayıp orijinal eserler meydana getirmeyi başarmıştır.

Şiire Farsça ile başlayan Nevâî, on beş yaşındayken kendini şâir olarak tanıtmayı başarmış, Farsçanın resmî dil olarak hüküm sürdüğü ve bu dille yazmanın meziyet kabul edildiği devirde Türkçenin Farsçadan aşağı bir dil olmadığını, Türkçe ile de yüksek bir edebiyat vücuda getirilebileceğini yazdığı eserlerle ispat etmesinin yanı sıra genç kuşağı da Türkçeye teşvik etmiştir. Türkçe yazmaya başladıktan sonra “zü’l-lisâneyn” diye tanınmıştır.

Nevâî’nin eserleri zamanın kültür hayatını da yansıtır. Onun şiirlerinde millî ve mahallî unsurları da görürüz. Bütün bunlar onun geniş kültürünü, sanat dehâsını ve milliyetçi yönünü ortaya koyar.

Türk diline büyük sevgi ile bağlı olan Nevâî, yazmış olduğu pek çok eserle klâsik Çağatay edebiyatının kurucusu olmuştur ve bundan dolayı Çağatay Türkçesine “Nevâî dili” de denmiştir.

ESERLERİ

Ali Şîr Nevâî’nin eserlerini “divanlar, hamse, tezkireler, dil ve edebiyat eserleri, dinî-ahlâkî eserler, tarihî eserler, biyografik eserler ve belgeler” başlıkları altında toplayabiliriz.

  1. Divanlar (Hazâinü’l-Maânî)

Küçük yaşlarda şiire başlayıp hayatının sonuna kadar şiir yazan Ali Şîr Nevâî bunları farklı zamanlarda, farklı adlar altında toplamıştır:

  1. Garâibü’s-Sıgar

Nevâî’nin, ilk defa Hüseyin Baykara’nın isteği üzerine tertip ettiği ve ilk divanı olan “Bedâyiu’l -Bidâye” için yazdığı önsözü de alarak yirmi yaşına kadarki şiirlerini topladığı divandır. Divan, manzum-mensur bir mukaddime ile başlar. 676 gazel, 1 müstezad, 3 muhammes, 1 müseddes, 1 terci‘-bend, 1 mesnevi, 50 mukatta‘ ve 133 rubaiden meydana gelmiştir. Garîbü’s-Sıgar’ın pek çok nüshası vardır. Bunlardan bazıları: Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi (Revan Nu. 808), Paris Bibliotheque Nationale (Suppl. Turc. Nu. 316-317). Divanın müstakil olarak Konya İzzet Koyuncuoğlu Kütüphanesinde (numarasız) bir nüshası mevcuttur.

  1. Nevâdirü’ş-Şebâb

Nevâî’nin yirmi ile otuz beş yaşları arasında yazdığı şiirleri bir araya getirdiği divandır. Bu şiirler Nevâî’nin tabiriyle “yigitlikde zâhir bolgan nâdir terkibler”dir. Divan 651 gazel, 1 müstezad, 3 muhammes, 1 müseddes, 1 terci‘-bend, 1 terkib-bend, 50 kıt‘a ve 51 muammadan meydana gelmiştir. Divanın bazı nüshaları Topkapı Sarayı Kütüphanesi (Revan Nu. 805-808), Süleymaniye Kütüphanesi’nde (Fatih 4056 ve 3886) mevcuttur.

  1. Bedâyiü’l-Vasat

            Nevâî’nin otuz beş ile kırk beş yaşları arasında yazdığı şiirleri bir araya getirdiği divandır. Divan 650 gazel, 1 müstezad, 2 muhammes, 2 müseddes 1 kaside, 59 kıt‘a , 10 lugaz ve 13 tuyuğdan meydana gelmiştir. Müstakil yazma nüshaları Beyazıt Kütüphanesi (Ayasofya nu. 3980), Agah Sırrı Levent nüshası ve Beyazıt’ta (Genel nu. 5691) mevcuttur.

  1. Fevâidü’l-Kiber

Nevâî’nin dördüncü divanıdır. Onun tabiriyle “ömrning âhırıga yakın nazmga kirgen fayideler”i yani ömrünün sonuna doğru yazdığı şiirleri bir araya getirdiği divandır. Divan 680 gazel, 1 müstezad, 2 muhammes, 2 müseddes, 1 müsemmen, 2 terci‘-bend, 1 sâkinâme, 50 kıt‘a ve 87 müfredden meydana gelmiştir. Divanın nüshalarından bazıları: Süleymaniye Kütüphanesi (Fatih Nu. 4056), İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi’nde  (TY Nu. 1565) mevcuttur.

 

II.     Hamse

  1. Hayretü’l-Ebrâr

                  Nizâmî’nin Mahzenü’l- Esrâr’ı, Emir Hüsrev’in Matla‘u’l- Envâr’ı ve Câmî’nin Tuhfetü’l-Ahrâr’ına nazîre olarak 888’de (1483) kaleme alınmıştır. Ancak Nevâî’nin mesnevisinde anlatılan hikâyeler orijinaldir. 4000 beyit civarındaki mesnevî, iki kısımdır ve altmış dört babdan oluşur. Mesnevîde dinî-ahlâkî konularla birlikte devrin sosyal hayatından izler de görülür. Mesnevî aruzun “müfteilün müfteilün fâilün” kalıbıyla yazılmıştır.

  1. Ferhad ü Şîrîn

            Nizâmî’nin Hüsrev ü Şîrîn mesnevîsine nazîredir ancak bütünüyle orijinal bir mesnevîdir. 5780 beyitten oluşan mesnevî 889 (1484) yılında, aruzun “mefâîlün mefâîlün mefâilün” kalıbıyla yazılmıştır. Nevâî, mesnevîsini diğer Hüsrev ü Şîrin’lerden farklı olarak “Ferhad” çerçevesinde kurgulamıştır. Ferhad, Nevâî’nin mesnevîsinde Çin Türkistanı’nın hakanının oğlu olup ideal bir Türk gencidir ve olumlu özelliklerle donatılmıştır.

  1. Leylî vü Mecnûn

                  Eser, Mecnûn u Leylî olarak da bilinmektedir. 3500 civarında beyitten oluşan eser, 1484’te yazılmıştır ve 38 bölümden oluşur. Aruzun “mefûlü mefâilün feûlün” kalıbıyla yazılmıştır. Nevâî, mesnevîyi yazarken Leylâ vü Mecnûn’un iki müellifi Nizâmî ve Hüsrev-î Dihlevî’den yararlanmıştır.

  1. Seb’a-i Seyyâre

                  889’da (1484) kaleme alınan eser, 5000 beyit civarında olup elli babdan oluşur. Aruzun “feilâtün mefâilün feilün” kalıbı ile yazılmıştır. Eser, Behram Şah ve güzel cariyesi Dilârâman’ın aşkı etrafında kurgulanmıştır. Nevâî, eserini Nizâmî’nin Heft Peyker ve Emir Hüsrev’in Heşt Bihişt mesnevîlerine nazîre olarak kaleme almıştır.

  1. Sedd-i İskenderî

            Beyit sayısı 7000’i aşan eser 89 bölümden oluşur. Nizâmî’nin İskendernâme’sine nazîredir. 890’da (1485) aruzun “feûlün feûlün feûlün feûl” kalıbıyla yazılmıştır. Buradaki konu, Türk edebiyatında Nevâî’den önce Firdevsî, Nizâmî ve Hüsrev tarafından işlenmiştir. Mesnevî, İskender’in maceralarını konu edinir. Nevâî, İskender’ı âdil bir hükümdar ve bilge bir kişi olarak ele alır. Ayrıca İskender’in şahsında Hüseyin Baykara ve oğlu Bedîüzzaman’ı anlatmıştır.

 

III.   Tezkireler

  1. Mecâlisü’n-Nefâis

897’de (1492) kaleme alınan eser, Türk dilinde yazılan ilk şâirler tezkîresidir. Nevâî, eserini yazarken Câmî’nin Baharistan’ı ve Devlet Şah’ın Tezkiretü’ş-Şu‘arâ’sını örnek almıştır. Eser sekiz kısma ayrılır ve her kısım “meclis” olarak adlandırılır. Birinci meclis Nevâî’den önce yaşayan 46 şâiri, ikinci meclis Nevâî’nin çocukluk ve gençlik yıllarında hayatta olup görüştüğü ancak tezkirenin tamamlandığı tarihte ölmüş bulunan 93 şâiri, üçüncü meclis Nevâî’nin zamanında üne kavuşan, kendisinin bizzat tanıyıp dostluk kurduğu 173 şâiri, dördüncü meclis çağın meşhur âlimlerinden şiirle de meşgul olmuş 72 kişiyi, beşinci meclis Timurlular ailesine mensup olan 23 Horasanlı şâiri, altıncı meclis Horasan dışında yaşayan şâir ve âlimlerden 31 kişiyi, yedinci meclis sultan ve şehzadeler içinde şiirden hoşlanan ve şiir okuyan 22 kişiyi ihtivâ eder. Sekizinci ve son meclis Sultan Hüseyin Baykara hakkındadır. Eserin beşte birini oluşturan bu mecliste Nevâî, çocukluk arkadaşı ve yakın dostu olan hükümdarın usta bir şâir olduğunu söyler ve divanındaki matlalarını verip açıklamalarda bulunur. Tezkirede tanıtılan toplam 461 şâirden 41 tanesi şiirlerini Türkçe yazmıştır. Eser hem Fars hem de Türk edebiyatı için önemli bir kaynaktır. Tezkirenin Türkiye ve Türkiye dışındaki kütüphanelerde yüze yakın yazma nüshası vardır. Eserin nüshalarından biri Topkapı Sarayı Müzesi’nde (Revan Nu. 808) bulunmaktadır. Esere Fahrî-i Herâtî “Ravzatü’s-Selâtîn” (950/1543), Sam Mirza “Tuhfe-i Sâmî” (957/1550) adıyla Farsça ve Sâdıkî Kitâbdâr “Mecmâu’l Havas” (1016/1607) adıyla Türkçe zeyiller yazmışladır. Eser üzerine ilk çalışma 1961 yılında Özbekistan Fenler Akademisi tarafından yapılmıştır.

  1. Nesâimü’l-Mahabbe

Eser Câmî’nin 883’te (1478) yazdığı “Nefehâtü’l-üns min hazarâti’l-kuds” adlı velîlerin hayat hikâyelerini içeren Farsça eserinin Türkçeye tercümesidir. Eserde 34’ü kadın olmak üzere 770 velîye yer verilmiştir. Nevâî, tercüme yaparken Attâr’ın “Tezkîretü’l-Evliyâ”sından da yararlanmış ayrıca Câmî ve Attâr’ın eserlerinde yer almayan, Yesevî’den kendi zamanına kadar gelen çok sayıda Türk mutasavvıfını da eserine ilave etmiştir. Eserin Topkapı Sarayı Kütüphanesi (Revan Nu. 808), Süleymaniye Kütüphanesi (Fatih Nu. 4056), Bibliotheque Nationale (Suppl. Turc 316-317), İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi (TY Nu. 4149) ve British Museum’da (Or. 402) bazı yazma nüshaları bulunmaktadır.

 

IV.   Dil ve edebiyat eserleri

  1. Risâle-i Muammâ

Nevâî’nin muammâlarını ihtivâ eden eser 898’de (1492) yılında Farsça olarak kaleme alınmıştır. Eserin tespit edilen bir nüshası yoktur.

  1. Mîzânü’l-Evzân

898’de (1492) aruz hakkında bilgiler vermek üzere kaleme alınmıştır. Üç bölümden oluşan eserde zihaf, bahirler ve takti‘ konularını ele alınır; rubai vezinlerinden sonra tuyuğ, koşuk, Türkî, çenge, arazvârî, muhabbetnâme gibi millî şekiller üzerinde durulur. Eser ilk olarak Özbekistan Fenler Akademisi tarafından yayımlanmıştır (Taşkent,1949).

  1. Muhâkemetü’l-Lugateyn

            905 (1499-1500) yılında yılında yazılmış eser, Nevâî’nin dil şuurunu gösteren önemli eseridir. Mecâlisü’n Nefâis’te geçen pek çok şâirin Farsça yazdığı bir dönemde Nevâî Türkçe yazarak Türkçenin ifade kuvvetini ve Farsçaya göre üstünlüğünü bu eserle ispat etmeye çalışmıştır. Eserde, Farsça yazmaya özenen gençleri tenkit ederek uyarmıştır. Eserde genel olarak; Türkçede olup Farsçada karşılığı bulunmayan sözcükler, Türkçe sözcüklerdeki anlam zenginliği, Türkçede ünlülerin çokluğu, her varlık için Türkçede ayrı sözcüklerin bulunması, Türkçenin dil bilgisi konusundaki zenginliği işlenir. Nevâî’ye göre Türkçe, kelime hazinesi ve dil bilgisi bakımından Farsçaya göre imkânları daha iyi olan bir dildir. Farsça ise ilim ve sanat kavramlarının zenginliği bakımından Türkçeden daha çok işlenmiştir. Bunun yanında Türkçe, eklerden isim ve fiil türetilmesi yönüyle işlek ve hareketli bir dildir. Nevâî eseri 58 yaşında, olgun bir şâir ve devlet adamı sıfatıyla kaleme almıştır.

V.     Dinî-ahlâkî eserler

  1. Münâcât

Mensur olarak kaleme alınmış olan eser, Sinan Paşa’nın Tazarrunâme’sine benzer bir şekilde Tanrı’ya yakarıştır. Eserin hangi tarihte yazıldığı bilinmemektedir. Münâcât, Topkapı Sarayı Müzesi ve Fatih kütüphanelerindeki külliyat nüshalarının başında yer alır.

  1. Çihil Hadis

Nevâî’nin şiirleri dışında, 886’da (1481) kaleme aldığı ilk eserdir. Câmî’nin “Arba‘în Hadîs”inin dörder mısralık kıtalar halinde Türkçeye çevirisidir. Genellikle külliyatlarda yer alan eserde Hz. Muhammed’in kırk sözü sıralanmaktadır.

  1. Nazmu’l-Cevâhir

890’da (1485) yazılan eser, Hz. Ali’nin “Nesru‘l-le’âlî” adlı sözlerinin rubâî nazım şekliyle yapılmış tercümesidir. Hüseyin Baykara’nın Nevâî’yi öven Risâle’sine mukabil olarak hazırlanmıştır.

  1. Lisânu’t-Tayr

Nevâî’nin hamsesi dışında kalan mesnevîsidir. Feridüddin Attâr’ın Mantiku’t-Tayr’ına nazire olarak kaleme alınan eser 3553 beyitten oluşur. Nevâî, Attâr’ın eserini olduğu gibi aktarmamış, eserde birçok değişiklik ve ilaveler yapmıştır. Nevâî, eserini 904’te (1498) tamamlayarak Hüseyin Baykara’ya takdim etmiştir. Mesnevîde “Fânî” mahlasını kullanır. Yalnız Farsça şiirlerinde bu mahlası kullanan şâirin Türk dilinde yazılmış bir eserde bu mahlası kullanması eserin muhtevasıyla ilgilidir. Tasavvufî mahiyette olan eserde asla dönüş fenâfillah mertebesi ile mümkün olacağından şâir bu mahlası tercih etmiştir. Eserde Attâr’ın hikâyesindeki on kuştan sekizinin alınmasına karşın onda bulunmayan altısının da ilavesiyle on dört kuş arasında geçen konuşmalar ve bu konuşmalara bağlı olarak anlatılan hikâyelere yer verilmiştir. Konuşma ve hikâyeler tasavvufî mesajlar içerir. Nevâî eserin başında, küçük yaştan beri bu eseri Türkçeye çevirmek istediğinden bahsetmiştir. Mesnevînin nüshalarından bazıları Süleymaniye Kütüphanesi (Fatih Nu. 4056), Topkapı Sarayı Kütüphanesi (Revan Nu. 808), Leningrad Elyazmaları Kütüphanesi’nde (GBP 588) bulunmaktadır.

  1. Sirâcü’l- Müslimîn

905’te (1500) kaleme alınan eser bir akaid kitabıdır. Şeriatın hükümlerini, Allah’ın sekiz sıfatını ve İslâm’ın esaslarını ele alan manzum bir eserdir.

  1. Mahbûbü’l-Kulûb

906’da (1500-1501) kaleme alınan eser, Sâdî’nin Gülistan’ı ile Câmî’nin Bahâristân’ına benzer ve üç kısımdan oluşur. Eserin kırk iki bölümlük ilk kısmında cemiyet hayatındaki çeşitli tabaka ve zümrelerden insanlar, on bölümlük ikinci kısmında iyi işleri övüp kötü işleri yerme, üçüncü bölümde ise ahlâkî konular üzerinde durulur.

 

VI.   Tarihî eserler

  1. Târîh-i Enbiyâ vü Hukemâ

890’dan (1485) sonra yazıldığı tahmin edilen bu eser, Hz. Adem’den Hz. Muhammed’e kadar geçen peygamber ve bilginleri ve bu kişiler hakkındaki menkıbeleri konu edinir.

  1. Târîh-i Mülûk-i Acem

890’dan (1485) sonra yazıldığı tahmin edilir. İçinde mesnevî tarzına yakın yazılmış iki beyitlik şiirlere de rastlanır. Dört tabakaya ayrılan eserde Pîşdâdiyân, Keyâniyân, Eşkâkiyân ve Sâsânîlerden söz edilir. Eserin önemi; dinî, tarihî ve İran mitolojisi hakkında geniş bilgi vermesidir. Nevâî, bu eseri yazarken Reşîdüddin Fazlullâh-ı Hemedânî’nin Câmiu’t-Tevârîh’i, Taberî’nin Târih’i, Gazzâlî’nin Nasîhatü’l-Mülûk’u, Hamdullah el-Müstevfî’nin Güzîde’si ve özellikle de Beyzâvî’nin Nizâmü’t-Tevârîh’inden yararlanmıştır. Osmanlı Türkçesine tercümesi 1872’de Târih-i Fenâî adıyla Viyana’da basılmıştır.

  1. Zübdetü’t-Tevârîh

Nevâî’nin, elimizde bulunmayan fakat kaynaklardan varlıkları tespit edilen eserlerindendir. Bazı kaynaklar Târîh-i Enbiyâ ve Hükemâ ile Târîh-i Mülûk-ı Acem adlı eserin birleşmiş biçimine verilen bir ad olabileceğini söylerler. Zeki Velidi Togan, bu eserin İlhanlı ve Timurlu sultanları tarihi olduğunu belirtmektedir.

VII.  Biyografik eserler

  1. Hâlât-ı Seyyid Hasan-ı Erdeşîr

Nevâî’nin, şahsına bağlılık duyduğu, babası gibi sevip saydığı mürşidi Seyyid Hasan’ın ölümü üzerine onun hayatını ve kendisiyle olan hâtıralarını anlattığı manzum ve mensur nitelikte risâledir.

  1. Hamsetü’l-Mütehayyirîn

Nevâi, bu eserini dostu ve üstadı Abdurrahman Molla Câmî’nin ölümünden sonra yazmıştır. Eser mensur olmakla birlikte yer yer şiir örneklerine de rastlanır. Bir mukaddime, üç muhâvere ve bir hâtimeden ibarettir. Mukaddimede Câmî’nin soyu, doğumu, tahsili ve Nevâî’nin onun yanına geldiği devre anlatılır. I. muhâverede Câmî ile Nevâî’nin dostluğu, II. muhâverede Nevâî Merv’de iken Câmî ile mektuplaşmaları, III. muhâverede ise Nevâî’nin isteği üzerine Câmî’nin yazdığı eserlerle ilgili hâtıraları yer alır. Hatîmede ise Câmî’nin ölümü ve ölümünden sonraki matem merasimleri yer alır.

  1. Hâlât-ı Pehlevan Muhammed

Nevâî’nin devrin önde gelen edebiyatçı, tabip, bestekâr ve yakın dostu olan Pehlevân Muhammed’in ölümü üzerine kaleme aldığı eserdir. Manzum ve mensur olan eserde Pehlevân Muhammed’in hayatı ve hâtıraları anlatılır.

 

VIII. Belgeler

  1. Vakfıyye

886’dan (1481) sonra yazıldığı tahmin edilmektedir. Mensur olarak yazılan eserde yer yer şiir örneklerine de rastlanır. Hüseyin Baykara’nın methiyle başlayan eserde kendisinin yaptırmış olduğu vakıflara yer verilir. Hüseyin Baykara’nın kendisine Herat’ın kuzeyinde verdiği araziye bir saray, bahçe, medrese, mescid ve bir dârülhuffâz kurduğunu ve bu medreseye “İhlâsiyye” adını verdiğini anlatır. Yine bu yerde bir cami ve Halâsiyye adlı bir hankah yaptırdığını da bu eserden öğrenmekteyiz. Eser 1926’da Bakü’de Âzer Neşir tarafından neşredilmiştir.

  1. Münşeât

897’den (1492) sonra yazıldığı tahmin edilen, eser Nevâî’nin mektuplarını ihtiva eder. Mektupların içinde Sultan Hüseyin Baykara ve Badîüzzaman’a yazmış olduğu mektuplar da yer almaktadır. Nevaî’nin devri ve hayatı ile ilgili önemli bilgiler içeren eser, Azer Neşir tarafından yayımlanmıştır (Münşeât, Bakü, 1926).

 

ALİ ŞÎR NEVÂÎ ÜZERİNE YAPILAN TEMEL ÇALIŞMALAR

  • Agâh Sırrı Lenevt, Ali Şîr Nevâî, I-IV, Ankara, 1996.

  • Zeki Velidi Togan, “Ali Şir”, İA, C. I, s. 349-357.

  • Günay Kut, “Ali Şîr Nevâî”, TDV İslam Ansiklopedisi, C. II, s. 449-453.

  • Mîr Alî Shîr, Muhâkamat al-Lughatain, introduction, translation and notes by Robert Devereux. Leiden: E.J. Brill, 1966.

  • Ali Nihat Tarlan, Ali Şîr Nevâî, İstanbul, 1942.

  • İsmail Hikmet Ertaylan, Risâle-i Hüseyin Baykara, İstanbul, 1945.

  • Abdülbaki Gölpınarlı, Ali Şir Nevâî, AA, III (1946-47) s. 1064-1065.

  • Ali Şir Nevâî’nin Ferhad ü Şîrîn’i (trc. Rasime Uygun), TDAY, Belleten 1957, s. 115-130.

  • Ali Şir Nevayi, Fevayidü’l-kiber, (Haz. Önel Kaya), Ankara, 1996.

  • Ali Şir Nevayi, Leyla vü Mecnun, (Haz. Ülkü Çelik), Ankara 1996.

  • Ali Şir Nevayi, Lisanü’t-tayr (Haz. Mustafa Canpolat), Ankara 1995.

  • Ali Şir Nevayi, Muhakemetü’l-lugateyn, İki Dilin Muhakemesi (Haz. F. Sema Barutçu Özönder), Ankara, 1996.

  •  Ali Şir Nevayi, Nesayimü’l-mahabbe min şemayimi’l-fütüvve- I- Metin (Haz. Kemal Eraslan), Ankara 1996.

  • Ali Şir Nevayi, Mecâlisü’n-Nefâyis II (Çeviri ve Notlar), Haz. Prof. Dr. Kemal Eraslan, TDK Yay. Ankara, 2001.

  • Mehmet Çavuşoğlu, “Kanunî Devrinin Sonuna Kadar Anadolu’da Nevâyî Tesiri Üzerine Notlar”, Atsız Armağanı, İstanbul, 1976.

  • K. Borokov, “Özbek Yazı Dilinin Kurucusu Ali Şir Nevâî”, Türk Dili Araştırmaları Yıllığı-Belleten 1954, Ankara, 1988.

  • Üzeyir Aslan, “Klâsik Türk Edebiyatının Ana Çizgileri 14-16. YY. Çağatay ve Azeri Edebiyatı”, s. 29-39, İstanbul, 2013.